G harfi ile başlayan deyimler ve anlamları hakkında her şeyi bu sayfada bulabilirsiniz. Deyimler örnekleri, Türkçe deyimler, en güzel deyimler.
G Harfi ile Başlayan Deyimler Örnekleri ve Anlamları
A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
Gafil avlanmak
Hiç beklenmedik bir sırada yakalanmak, habersiz ve hazırlıksız olduğu sırada zor duruma düşürülmek.”Ben gafil avlanacak bir insan değildim ama oldu bir kere.”
Gaflet basmak
Uykusu gelmek.”Siz konuşurken beni bir gaflet bastı ki hiç sorma, sizin konuştuklarınızı anladım diyemem.”
Gam yememek
Kaygılanmamak, tasa etmemek, üzülmemek.”Seni bir kez daha gördüm ya, artık gam yemem.”
Gani gönüllü
Cömert, eli bol, vermekten kaçınmayan.”Gani gönüllü insanlara artık günümüzde pek rastlanmıyor.”
Gâvur etmek
Boşuna harcamak, işe yaramaz duruma getirmek, yerinde harcamamak.”Onca parayı bu eve verip gâvur etti.”
Gâvur inadı
Yok edilemeyen, önüne geçilemeyen, yumuşatılamayan
inat.”Adamın yine gâvur inadı tuttu, gelmem deyip duruyor.”
Gazel okumak
- Gazel söylemek.
- Kandırmak ve oyalamak için boş sözler söylemek.”Boşuna gazel okuma, kandıramazsın beni!”
Gece kuşu
Geceleri gezip dolaşan, bunu huy edinen kimse.”Bizim oğlan iyice gece kuşu oldu.”
Geceyi gündüze katmak
Ara vermeden, devamlı çalışmak; büyük çaba göstermek.”Geceyi gündüze katıp çalıştık ve bu evi yaptık.”
Geçer akçe
Herkesçe aranılan, beğenilen, değerli (şey).”Elimizdeki tek geçer akçemiz şu arabadır.”
Geçimini sağlamak
Yaşamak için gerekli olanı elde etmek.”Geçimini sağlamak için hemen her yola başvurdu.”
Geçmişini karıştırmak
Birinin ölmüşlerini yermek veya onlara sövmek.
Geçti Bor`un pazarı (sür eşeğini Niğde`ye)
“İş işten geçti artık, fırsatı kaçırdın” anlamında kullanılır.
Gel gelelim
“Fakat, ama, ancak” ve “Ne çare ki..” anlamlarında kullanılır.”Gel gelelim onlara, daha teklifimizi kabul etmediler.”
Gelip çatmak
Vakti gelmek, kaçınılmaz olmak, çok yakında olmak.”Ödeme gününün gelip çatacağını hiç düşünmedin mi?”
Gel keyfim gel
Bir durumdan duyulan memnunluk, işlerin yolunda gitmesi anlatılır.
Gel zaman git zaman
Aradan epeyce bir zaman geçtikten sonra.”Gel zaman git zaman bu ikisi beraberce yaptılar bu evi.”
Gemi azıya almak
- Söz dinlemez olmak.
- At, gemi azıları arasına alıp etkisiz bırakarak süvarisinin yönetiminden çıkmak ve kendi istediğince koşmak.
Geniş gönüllü
Heyecan ve telâş göstermeyen, merak etmeyen, olayları hoş karşılayan.”Geniş gönüllü olmak benim için o kadar kolay değil.”
Geri basmak
G harfi ile başlayan deyimler arasındadır. Anlamı: Geri geri gitmek.”Heyecanlanınca geri basmaya başladı.”
Geri çekilmek
- Kaçmak, bulunduğu yerden arka arkaya doğru gitmek.
- Karıştığı bir işi sürdürmekten ya da sürdürenler arasında bulunmaktan vazgeçmek.”Düşmanın çokluğu karşısında geri çekilmekten başka çaremiz kalmamıştı.”
Geri çevirmek
İade etmek, geldiği yere göndermek, kabul etmemek.”Ona aldığım hediyeyi rüşvettir diye geri çevirdi.”
Geri durmamak
Bir işe girmekten kaçınmamak, o işe girişmek.”Ona bu işi yapmaktan geri durmamasını söyle, sonunda başaracaktır.”
Geri hizmet
- Ordunun çeşitli gereksinimleri ile ilgili işlerin tümü.
- Etkinliği ikinci dereceden sayılan, kolay görev.”Senin bu savaşta, geri hizmette bulunacağını söylediler bana.”
Geri kafalı
Yenilikleri kabul etmeyen, bağnaz, kafası hurafelerle dolu.
Gıcık tutmak
Bir süre boğaz gıcıklanmasına yakalanmak, konuşamamak.”Gıcık tuttuğu için konuşmasını yarıda kesmek zorunda kaldı.”
Gıcık vermek
- Birini kızdırıp sinirlendirmek.
- Boğazı yakıp kaşındırarak öksürmeye yol açmak.”Gıcık veren bu tatlıyı yiyemiyorum.”
Gık dememek
Hiç sesini çıkarmamak, yakınmamak, karşı çıkmamak.”Bütün hepsi üzerine yürüdü ama o gık demedi.”
Gına gelmek
Usanmak, bıkmak.”Bu işten gına geldi artık.”
Gırla gitmek
- Bol bol ortaya dökülüp harcanmak.
- Uzun sürmek.
Gırtlağına kadar borca girmek
Pek çok, ödenmesi zor olacak şekilde borçlanmak.”Nasıl gülerim, gırtlağıma kadar borca girdim.”
Gırtlak gırtlağa gelmek
Kıyasıya dövüşmek ya da dövecek hâle gelmek.”Komşumla gırtlak gırtlağa gelecektik az kalsın.”
Gidiş o gidiş
“Gitti ve kendisinden bir daha haber alınamadı” anlamında kullanılır.
Göbeği çatlamak
Birçok güçlükleri yenmek için çok uğraşmak, pek çok çaba sarf etmek.”Onu razı edeceğim diye göbeğim çatladı.”
Göbek adı
Yeni doğan çocuğun göbeği kesilirken konulan ad.”Senin göbek adın nedir?”
Göğsü kabarmak
İftihar etmek, övünç duymak.”Senin başarılarınla göğsüm kabarıyor oğlum.”
Göğüs geçirmek
G harfi ile başlayan deyimler arasındadır. Anlamı: Üzüntülü bir şekilde soluk almak, içini çekmek.”Eski hatıraları gözünde canlanınca derin derin göğüs geçirdi.”
Göğüs germek
Bir zorluğa dayanmak, karşı koymak.”Bu güne birçok zorluklara göğüs gererek geldik.”
Göklere çıkarmak
Aşırı ölçüde övmek.”Adamı bu basit iş için göklere çıkartıp şımarttıkça şımarttılar.”
Gökten zembille mi indi?
“Ona niçin ayrıcalık gösteriliyor?”, “Onun ne özelliği var ki ona özel imkânlar tanınıyor?” anlamında kullanılır.
Gölge düşürmek
Bir şeyin önemini ve değerini azaltacak, ününü düşürecek işler yapmak.
Gölge etmek
- Işığa engel olmak.
- Bir işin yapılmasına engel olmaya çalışmak.”Gölge etme de şu işi zamanında yapayım.”
Gölgesinden korkmak
Çok korkak olmak, en basit işlere bile girmekten korkar olmak.”Gölgesinden korkan adamlarla hiçbir işe girilmez.”
Gönlü bol
Yeterli imkânlardan mahrum olmasına rağmen eli açık davranan, cömert.
Gönlü kalmak
- Gücenmek.
- İstediği hâlde elde edemediği şey üzerinde isteği devam etmek.”Gönlüm o vitrindeki elbisede kaldı.”
Gönlü kara
Başkaları hakkında kötü düşünen, onların iyiliğini istemeyen.
Gönülden geçirmek
Bir şeyi yapmayı düşünmek, olmasını istemek, o şeyi düşünür olmak.”Ben de o işi yapmayı gönlümden geçirmiştim.”
Gönlünden kopmak
Birine iyilik yapma ya da bir şeyi verme isteği, içinde aniden doğuvermek.”Gönlünden kopanı vermek kadar güzel bir şey olamaz.”
Gönlüne göre
İsteğine uygun olarak, dilediğine göre.”Allah gönlüne göre verir inşallah.”
Gönlü tok
Fazla para ve mal istemeyen, zorunlu ihtiyacı kadarı ile yetinen, imkânları az da olsa bunu hissettirmeyen, bu durumda dahi cömert olan.”Onun kadar gönlü tok bir adam görmedim.”
Gönül almak
- Sevindirmek, hoşnut ettirmek.
- Kırılan, gücenen bir kimseyi güzel söz ve davranışlarla yeniden hoşnut etmek.”Daha fazla uzatmadan o çocukların gönlünü almalısın.”
Gönülden çıkarmak
Anmaz ve sevmez olmak.”Onu gönlünden çıkarmışsın anlaşılan.”
Gönül eri
Açık yürekli, güvenilir, hoşgörüsü geniş, ehli dil (kimse).”O ihtiyar adam tam bir gönül eriydi.”
Gönül kırmak (yıkmak)
Birini çok üzecek, gücendirecek davranışta bulunmak.”Gönül kırmakta üstüne yoktur onun.”
Gönüllü gönülsüz
Pek de istekli olmayarak.
Gönül okşamak
Birini hoş bir davranış ve sözle sevindirmek.”Gönlünü okşamak mı istiyorsun, bir gül uzat ona.”
Gönül yapmak
G harfi ile başlayan deyimler arasındadır. Anlamı: Hoşa giden davranışlarla veya sözle birinin kırgınlığını gidermek.
Görüş açısı
Bir soruna yaklaşma, onu ele alma biçimi.”Dar bir görüş açısı ile sorunlar çözümlenemez.”
Gövde gösterisi
Belli bir amaç için güçlerini birleştiren kalabalıkların yaptıkları gösteri.”…partisi büyük bir gövde gösterisi yaptı.”
Göz açamamak
İşlerinin yoğun oluşu sebebiyle başka bir şeyle ilgilenme imkânı bulamamak.”Şu büronun işleri yüzünden göz açamıyorum.”
Göz açıp kapayıncaya kadar
Çok çabuk, kısa bir zamanda.”O işi göz açıp kapayıncaya kadar yaparız.”
Göz açtırmamak
Baskı altında bulundurarak başka bir şeyle uğraşmasına fırsat vermemek.”Çalışan işçilere hiç göz açtırmadı.”
Göz alıcı
Alımlı; şekli, rengi ve güzelliği ile dikkat çekici.”Oldukça göz alıcı bir elbise.”
Göz atmak
Kısaca, dikkatli değil de şöyle bir bakıvermek; üzerinde fazla durmadan elden geçirmek.”Kütüphaneye şöyle bir göz atıp gitti.”
Göz boyamak
Gösterişle aldatmak, bir şeyi iyi gibi göstermek, kandırmak, yanıltmak.
Göz bebeği
Pek değerli, sevgili, çok önem verilen (kimse).”Babam benim göz bebeğimdir.”
Gözdağı vermek
Korkutmak, tehdit etmek, istediğini yaptırmak için yıldırmak.”Ona öyle bir gözdağı verin ki bir daha buralara ayak basmasın!”
Gözden çıkarmak
Bir malın elinden çıkmasına katlanmak, bir şeyden vazgeçmek ve yokluğuna razı olmak.”Evi ister istemez gözden çıkardılar.”
Gözden düşmek
Kendisine daha önce duyulan sevgi ve ilgiyi kaybetmek.”Eskisi gibi top oynayamayan Ali bir senede gözden düştü.”
Gözden geçirmek
- Okumak.
- Durumu incelemek.
- Niteliğini anlamak için bir şeyin her yanına bakmak.”Yapılan işleri gözden geçirdiniz mi?”
Gözden kaybolmak
Ortadan çekilmek, görünmez olmak.”Adam biraz önce buradaydı ama gözden kayboldu.”
Gözden ırak olan gönülden de ırak olur
“Ayrı düşenlerin arasındaki sevgi de zamanla azalır” anlamında kullanılır.
Gözden kaçmak
G harfi ile başlayan deyimler arasındadır. Anlamı: Farkına varılmamak, ortadan çekilmek, görülmemek.”Nasıl oldu da gözden kaçırdık onu.”
Gözde tütmek
Çok özlemek, hasret çekmek.”Yıllardan beri gözümde tüten köyüme yarın kavuşuyorum!”
Göz dikmek
Bir şeyi ele geçirmek isteğinde olmak.”Komşusunun tarlasına göz dikti.”
Göz doldurmak
Hâli, tavrı ve görünüşü ile beklenenden çok etkilemek.”Vitrine konan elbiseler göz dolduruyor.”
Göze almak
Bir iş nedeniyle karşılaşabileceği her türlü zararı ve tehlikeyi önceden kabullenmek.”Vatan için kim ölümü göze almaz ki?”
Göze batmak
- Başkalarını aşırı söz ve davranışlarıyla tedirgin etmek.
- Kıskançlığa, çekememezliğe yol açmak.”Her davranışınla gözüme batıyorsun. Kendine bir çeki düzen ver.”
Göze çarpmak
Görünüşü ile dikkati üzerine çekmek.”O uzun boyuyla hemen göze çarpıyordu.”
Göze girmek
Yetenekleri ve davranışları ile çevresinde, bulunduğu yerde sevgi ve güven kazanmak.”Kısa zamanda göze girmeyi başardı.”
Göze göz, dişe diş
Misilleme; aynı biçimde kötülük yapıp öç alma, kötülüğü yapandan acısını çıkarma.”Düşmanla artık göze göz, dişe diş mücadele edilecektir.”
Göz gezdirmek
- Derinlemesine incelemeden okumak.
- Bir şeyi, bir yeri pek fazla dikkat etmeden çabucak incelemek.”Raftaki mallara şöyle bir göz gezdirip çıkalım.”
Göz göre göre
Apaçık şekilde, herkesin gözü önünde.”Göz göre göre yaktılar zavallının evini.”
Göz gözü görmemek
Dumandan, karanlıktan ya da yoğun tozdan hiçbir şey görülmez olmak.”Sokağa çıkmıştık, ancak sisten göz gözü görmüyordu.”
Göz hakkı
Görülüp de imrenilen yiyeceklerden görenlere çıkarılan pay, imrenmelerini yok edecek küçük parça.”Çocukların göz hakkını ayırmayı da sakın unutmayın.”
Göz hapsine almak
Gözetlemek, bir şeyin üzerinden bakışlarını ayırmamak, birinin hiçbir davranışını gözden kaçırmamak.”Askerler, kaçak mahkûmun sığındığı evi bir saat kadar göz hapsine aldılar.”
Göz kamaştırmak
- Hayran bırakmak.
- Güçlü, parlak bir ışığın kısa bir zaman için görüşü bulandırması, bakılan yeri görmez etmesi.”Kapıdan çıkar çıkmaz göz kamaştıran bir ışığın etkisine girip donakaldılar.”
Göz kararı
Gözle oranlanarak belirtilen miktar, gözle yapılan ölçme ya da oranlama.”Kumaşı göz kararı ölçüp verdi.”
Göz kesilmek
Bütün dikkatiyle bakmak.”Yoldan geçen adama göz kesildi.”
Göz kırpmadan
- Hiç duraksayıp çekinmeden.
- Acımadan, merhamet etmeden.”Çocukları göz kırpmadan kurşuna dizdiler.”
Göz kırpmak
G harfi ile başlayan deyimler arasındadır. Anlamı: Karşısındakine göz kapağını açıp kapatarak işaret vermek, bu şekilde meramını anlatmaya çalışmak; bir şeyi onayladığını ya da doğru olmadığını gözünü açıp kapayarak belirtmek.”Kalabalık içinde birbirlerine göz kırparak gülümsediler.”
Göz kırpmamak
- Hiç uyumamak.
- Tehlikeye aldırmamak.”Bu gece hiç göz kırpmadım, hep seni düşündüm.”
Göz kulak olmak
- Korumak, bakmak, gözetmek.
- Görme ve işitme yoluyla öğrenmeye çalışmak.”Yolda ona göz kulak ol da başına bir şey gelmesin.”
Gözleri bulutlanmak
Gözleri yaşararak çevreyi bulanık görmek.
Gözleri dolmak
Ağlayacak gibi olmak, göz pınarlarına yaş yürümek. “Hiç
beklemediği bir anda beni karşısında görünce gözleri dolu dolu oldu.”
Gözleri fal taşı gibi açılmak
Hayret, şaşkınlık ve öfke gibi sebeplerle gözleri iri iri açılmış olmak.
Gözleri fıldır fıldır etmek
Gözleri zekice, çabuk çabuk dönerek her tarafa bakmak.
Gözleri kan çanağına dönmek
Uykusuzluk, ağlama, kızgınlık ya da bir şeyin kaçması sebebiyle gözlerin çok kızarmış olması.
Gözleri kapanmak
- Çok uykusu gelmiş olmak.
- Ölmek.”Yemeği yer yemez gözleri kapandı, horlamaya başladı.”
Gözlerine inanmamak
Hiç beklemediği bir anda bir şeyi görüp çok şaşırmak, bu sebeple gördüğünün gerçek olduğuna inanmamak.”Gözlerime inanamıyorum, sen misin Ahmet?”
Gözlerini (gözünü) kan bürümek
Çok öfkeli, kinli olmak; her kötülüğü yapacak hâle gelmek.”Bir adamın gözlerini kan bürümesin, ondan her türlü belâ beklenebilir.”
Gözlerinin içi gülmek
Çok sevindiğini gözlerinden ve yüzünden belli etmek.”Sınıfını geçtiğini öğrenen Halim`in gözlerinin içi gülüyordu.”
Gözleri yaşarmak
Üzücü ve duygulandırıcı bir durum karşısında gözlerinden yaş gelmek.”Gurbetteki oğlundan gelen mektup eline tutuşturulunca gözleri yaşardı.”
Gözleri yollarda kalmak
Özlemle beklemek.
Göz nuru dökmek
Göz emeği harcamak; gözün dikkatini, elin emeğini gerektiren ince bir iş yapmak ve işte uzun süre çalışmak.”Onca göz nuru döktüğü el işleri ürünleri çok ucuza satılınca kahroldu.”
Göz önünde tutmak (bulundurmak)
Dikkate almak. Herhangi bir durumun nasıl bir sonuca yol açacağını hesaba katmak.”Yola çıkıyorsunuz ama yağmuru da göz önünde tutun.”
Göz ucuyla bakmak
Belli etmemeye çalışarak, başını çevirmeden göz kenarı ile yandan bakmak.”Yabancı askerlere göz ucuyla bakmaya başladı.”
Gözü aç
Aç gözlü, doymak bilmeyen, gerektiğinden fazlasını isteyen.”Gözü aç insanlar topluma huzur vermezler.”
Gözü açık
Uyanık, kurnaz, çıkarlarını iyi kollayan, becerikli, zeki.”Senin çocuk gözü açık birisi olacak galiba.”
Gözü açık gitmek
Çok istediği şeylere kavuşamadan ölmek.”Halam `gurbete giden oğluma kavuşamadan ölürsem gözüm açık gider` dedi.”
Gözü açılmak
Yararlıyı yararsızı, iyiyi kötüyü ayırt edebilir duruma gelmek.”Yaşı büyüdükçe gözü de açılmaya başladı.”
Gözü arkada kalmak
G harfi ile başlayan deyimler arasındadır. Anlamı: Kendisi ayrıldıktan sonra, bıraktığı şey veya kimse ile ilgili tedirginliği sürmek, merak etmek.”Köyden ayrılıyordu ama gözü de arkada kalmıştı.”
Gözü bağlı
- Sorup soruşturmadan, anlayıp anlamadan.
- Gafil, çevresinde olup bitenlerin farkında olmayan.”Hiçbir zaman gözü bağlı biri olmanı istemem senin.”
Gözü dalmak
Gözlerini bir noktaya dikerek dalgın dalgın bakmak.”Zavallı ihtiyar bir noktaya gözü dalmış öylece duruyordu.”
Gözü doymak
Çok istenen bir şeye kavuşup, artık istemez duruma gelmek.”Sanırım şimdi gözün doymuştur, daha istemezsin artık.”
Gözü gibi sakınmak (esirgemek)
Bir şeye aşırı derecede ilgi duymak, onu koruyup gözetmek, dikkatle muhafaza etmek.”Çocuğunu gözü gibi sakınıyordu kadıncağız.”
Gözü hiçbir şey görmemek
Heyecana, öfkeye ya da önem verdiği bir işe kapılıp başka hiçbir şeyle uğraşamaz duruma gelmek.”Kendinden öylesine geçmişti ki gözü hiçbir şeyi görmez olmuştu.”
Gözü ısırmak
Bir kimseyi sanki tanır gibi olmak.
Gözü ilişmek
İstemeden, birdenbire, rastgele görmek.
Gözü kesmek
Bir işi yapabilme konusunda başkalarına ve kendisine güvenmek.”Onca işi yapmaya gözün kesiyor mu?”
Gözü kara (veya pek)
Cesur, atak, korkusuz, tehlikeli işlere tereddüt etmeden girebilen.”O gözü kara bir insandı.”
Gözü korkmak
Daha önce başından geçen kötü bir denemeden sonra, birinden veya bir şeyden zarar gelebileceği endişesine kapılmak ve o işi yapmaktan çekinmek.
Gözünde büyümek
Olduğundan fazla büyük ya da güç görünmek.”Onca yolu nasıl yürüyeceğim, gittikçe gözümde büyüyor.”
Gözünde büyütmek
Bir şeyi, olayı, kimseyi veya işi abartmak.
Gözlerinden uyku akmak
Çok uykusu geldiği için göz kapakları kapanır gibi olmak.”Çocukcağızın gözlerinden uyku akıyor, şunu yatağına yatırın.”
Gözüne bakmak
- Verilen emri yapmak üzere işaret beklemek, işareti verecek kimseyi gözlemek.
- Gerektiğinden fazla dikkat göstermek, koruyup gözetmek.”Üç kuruş para verecek diye adamın gözünün içine bakıyor, ne derse yapıyoruz, daha ne istiyor bizden.”
Gözüne dizine dursun
Nankörlük eden kimseye karşı söylenen ilenme sözü. ” Allah, bu nankörlüğünün cezasını versin.” anlamında kullanılır.
Gözüne girmek
Birinin sevgi ve ilgisini kazanmak.
Gözüne sokmak
- Görmek istemediği bir şeyi zorla göstermek.
- Bir çaba sonucu, bir kimseyi büyüğünün beğenmesini sağlamak.”Kalemi gözüne sokarcasına uzattı.”
Gözüne uyku girmemek
Uykusuz kalmak, hiç uyumamak.”Gözüme uyku girmedi bu gece.”
Gözünü açmak
- Uyanık, dikkatli olmak.
- Birisine bilgiler vererek görüşünü genişletmek.”Gözünü aç, işini kimseye kaptırma.”
Gözünü ayırmamak
Bir şeye devamlı bakmaktan kendini alamamak.”Devamlı yola bakıyor, gözünü ayıramıyordu.”
Gözünü çıkarmak
Zarara uğratmak, bir işi kötü biçimde yapmak, iyi yerine kötüyü seçmek.”Öyle bir taş attı ki az kalsın kuzunun gözünü çıkaracaktı.”
Gözünü daldan budaktan esirgememek (veya sakınmamak)
Tehlikeli işlere girişmekten çekinmemek.”Sen ki gençliğinde gözünü daldan budaktan sakınmazdın, ne oldu sana böyle?”
Gözünü dört açmak
Bir hileye düşmemek, aldanmamak için çok dikkatli olmak.”Gözünü dört aç da kuru odun yerine yaş odun koymasınlar.”
Gözünü kan bürümek
Birisini öldürecek kadar öfkelenmek.”Katillerin gözünü kan bürümüştü, önlerine çıkanı öldürüyorlardı.”
Gözünü kapamak
- Görmezlikten gelmek, yapışına ses çıkarmamak.
- Ölmek.”Dedem gözünü kapayınca o koca aile birdenbire dağılıvermiş.”
Gözünü korkutmak
Yıldırmak, karşı duramaz hâle getirmek.”İlk işi, adamlarıyla kasaba halkının gözünü korkutmak oldu.”
Gözünün önünden gitmemek
Unutamamak, her an görür gibi olmak.”Gözümün önünden gitmiyor onun hayâli.”
Gözünün yaşına bakmamak
Hiç acımamak, merhamet etmemek.”Gözünün yaşına bakmadan hapse attılar adamı.”
Gözü pek (kara)
Korkusuz, atılgan, cesur, tehlikelere aldırmayan.”Gözü pek insanlardan korkulmaz, çünkü onlar kartlarını açık oynarlar.”
Gözü sulu
En küçük sevinç ya da üzüntü karşısında hemen ağlayıveren, gözyaşlarını tutamayan.”Senin kız da amma gözü sulu biriymiş.”
Gözü tok
Elinde imkânlar olsun olmasın, mal-mülk veya paraya düşkün olmayan, cömert.”O mu? Gözü tok bir insandır, inanın.”
Gözü tutmak
Güvenmek, beğenmek.”O adamı gözüm tuttu benim.”
Gözü üzerinde olmak
Bir şeye, bir kimseye sık sık bakarak ne durumda olduğunu kontrol etmek, dolayısıyla kötü bir sonuca meydan vermemeye çalışmak.”Gözünüz üzerinde olsun, devamlı izleyin onu.”
Gözü yılmak
Daha önce denediği için o durumla karşılaşmaktan korkmak, o işe girişmekten çekinmek.”Sebzecilik işinden gözüm yıldı, bir daha bu işe girişeceğimi sanmıyorum.”
Gözü yükseklerde olmak
Hâlen bulunduğu durumdan daha yüksek bir duruma ya da mevkiye çıkmak istemek, böyle bir amacı gütmek.”Bundan böyle küçük şeylerle yetinme, gözün yükseklerde olsun daima.”
Göz yummak
Kabahatlerini, kusurlarını hoş karşılamak, görmezlikten gelmek, bağışlamak.”Sana bu yaşa gelinceye kadar göz yumdum, ama artık yeter.”
Göz yummamak
- Hoş görmemek, bağışlamamak.
- Hiç uyumamak.”Sabaha kadar gözlerimi yummadım.”
Gururunu okşamak
Bir kimseyi yüzüne karşı överek, becerilerini söyleyerek duygulandırmak.
Gücüne gitmek
Bir söz, bir davranış bir kimsenin onuruna dokunmak, o kimseye ağır gelmek.”Doğrusu onun bu sözleri gücüme gitti, çünkü hak etmedim o sözleri.”
Güllük gülistanlık
Sorunları bulunmayan; neşe, bolluk ve huzur içinde olan yer.”Ne zaman güllük gülistanlık içinde olacağız acaba?”
Gülmekten kırılmak
Aşırı ölçüde gülmek, çok gülmekten halsiz düşmek.”Ne matrak adamdı, hareketlerine gülmekten kırıldık hepimiz.”
Gülüp geçmek
Bir durumu umursamamak, aldırış etmemek, gülünç bulup üzerinde durmamak.”Gülüp geçilecek bir iş sanmayın sakın, ciddi durun üzerinde.”
Günaha girmek
Dini bakımdan suç sayılacak bir iş yapmak ya da söz söylemek.”Sebepsiz yere adam öldürmek, günaha girmek demektir.”
Günaha sokmak
Günah işlemesine yol açmak, dinin buyrukları dışına çıkmasına zemin hazırlamak.”Kes sesini de bizi günaha sokma.”
Günahını vermez
“Çok cimri, eli sıkı, hasis” kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır.
Günah işlemek
Dince suç sayılan bir iş yapmak.”Yetimlerin malını yiyerek günah işleyenlerden mutlaka hesap sorulacaktır.”
Gün almak
- Bir iş yapmak için ilgili kişiden gün ayırmasını; belirli bir tarih tespit etmesini istemek, randevu almak.
- Yaşını bitirip daha sonraki yılın bir ya da birkaç gününü almak.”Doktordan gün almayı unutmamışsındır umarım.”
Gün batmak
Güneş batmak.”Gün batmadan yola çıkmalıyız.”
Güneş almak
Bir yere güneş ışığı ulaşmak.”Evin bir odası güneş almıyor.”
Gün görmek
Bolluk, mutluluk, esenlik içinde huzurlu günler geçirmek.”Kaygılanma evlâdım, daha çok günler göreceksin inşallah.”
Gün görmüş
Başından nice işler geçmiş, tecrübeli, görüp geçirmiş, çok yaşamış.”Gün görmüş insanlarla konuşmaktan zevk alırım.”
Gün ışığına çıkmak
Aydınlanmak, açıklığa kavuşmak, anlaşılır olmak.”İşlediği tüm suçlar yakında gün ışığına çıkacaktır.”
Günleri sayılı olmak
- İçinde olunan günlerde ölecek olmak.
- Bulunduğu yerde kalmak için birkaç günü kalmak.”Doktorlara bakılırsa anneannemin günleri sayılıymış.”
Günü birliğine
Sabah gidip akşam dönmek üzere.”Size günü birliğine konuk olmak istiyoruz.”
Günün adamı
- Zamanın gereğine göre tutum ve yön değiştiren, çıkarını gözeten kimse.
- Kendisinden o günlerde çok söz edilen.
Gününü doldurmak
Bir işin gerçekleşmesi için geçmesi gereken zamanı tamamlamak.”Gününü doldurur doldurmaz senetleri avukata verin.”
Gününü gün etmek
Eline geçen imkânları değerlendirmek, hiçbir şeyi dert edinmeyip hoşça vakit geçirmek.”Gününü gün eden yöneticilerden kurtulacağımız günler yakındır.”
Gürültüye (patırtıya) pabuç bırakmamak
Korkutmalara, tehditlere aldırış etmeyip dilediği gibi davranmak.”Öyle her gürültüye pabuç bırakacak bir adam mı sanıyorlar beni?”
Güven beslemek
Bir kimseye, bir şeye güven duymak, inanmak, itimat etmek.”O adama güven beslediğiniz için pişman olmayacaksınız.”
Güvendiği dağlara kar yağmak
Güvendiği kimselerden yardım alamamak, güvendiği bir şeyin işe yaramadığı anlaşılmak.”Çok umutlusun, inşallah güvendiğin dağlara kar yağmaz.”
Güven kazanmak
Söz, davranış ve yaptığı işlerle çevresindekileri kendisine inandırmak.”İnsan, önce güven kazanmalıdır.”
Güven vermek
Kendisinin güvenilir bir kişi olduğu, kendisine itimat edilebileceği duygusunu uyandırmak.”Oldukça güven veren birisin.”
Deyimler ve anlamları hakkında aradığınız her şeye sayfamızdan ulaşabilirsiniz.