Italo Calvino’nun en sevilen kitaplarından biri olan Ağaca Tüneyen Baron, daha sonra yazarın Atalarımız üçlemesinde bir araya getirdiği kitaplardan ikincisidir. Birinci kitap İkiye Bölünen Vikont, üçüncü kitap ise Varolmayan Şövalye’dir.

Ağaca Tüneyen Baron, soylu bir aileden gelen, on iki yaşındayken babasına isyan edip ağaca çıkan Cosimo üstüne yazılmış bir ütopyadır… Bir daha yeryüzüne ayak basmayacağını söyleyip bütün ömrünü ağaçların üstünde geçiren, bütün ihtiyaçlarını orada gideren; ağaçların üstünde yemek yiyen, temizlenen, okuyan, öğrenen, hatta âşık olan Cosimo, toplumdışı yaşayışına rağmen insanlarla birlikte hareket etmekte, onların yapıp ettiklerine müdahil olmaktadır. O, dünyayı değiştiremese de tanımaya ve anlamaya çalışmaktadır.

Cosimo’nun biraz komik, biraz hüzünlü ve pek tuhaf bir şekilde son bulan hikâyesi, aslında insanlık tarihinin kazanma ve kaybetmesi üstüne bir hikâyedir.

Ağaca Tüneyen Baron, ilk kez her yaştan okura hitap eden bu resimli baskısıyla Türkçede…

 

TADIMLIK

Bir Daha Aşağı İnmeyeceğim

 

15 Haziran 1767, ağabeyim Cosimo Piovasco di Rondò’nun, aramızda oturduğu son gün oldu. Dün gibi hatırlıyorum. Ombrosa’daki villamızın yemek odasındaydık, pencereler korudaki büyük pırnalın sık dallarını çerçeveliyordu. Tam öğle vaktiydi, eski bir geleneği sürdüren ailemiz o saatte sofraya otururdu. Rüzgârın denizden estiğini hatırlıyorum, yapraklar kımıldıyordu. Cosimo, “İstemiyorum dedim, istemiyorum!” diyerek salyangoz yemeği tabağını itti. Böylesi bir itaatsizlik hiç görülmemişti.

Babamız Baron Arminio Piovasco di Rondò, pek çok şeyi gibi modası geçmiş, kulaklarına dek inen perukası kafasında, başköşedeydi. Ağabeyimle benim aramda, ailemizin rahibi, bizim öğretmenimiz Rahip Fauchelafleur oturuyordu. Karşımızda da annemiz, Bayan General Corradina di Rondò ve üstünde rahibe giysisiyle ablamız Battista vardı. Masanın diğer ucunda, babamızın karşısında, çiftliklerimizin yöneticisi ve su işlerine bakan, Türk usulü giyinmiş Şövalye Avukat Enea Silvio Carrega yer alıyordu. 

Cosimo on iki, bense sekiz yaşını henüz tamamlamıştık, aile büyüklerimizin topluca yemek yediği masaya birkaç aydır kabul ediliyorduk; zamanından önce, ağabeyimle aynı terfiden yararlanmıştım, çünkü tek başıma yemek yememe gönülleri razı olmamıştı. Yararlanmayı lafın gelişi söylüyorum: Aslında Cosimo ile benim için keyif çatılan günlerin sonu gelmişti, Rahip Fauchelafleur’le baş başa geçirdiğimiz öğünlerin yokluğunu hissediyorduk. Rahip, kabuğunda kurumuş, buruş buruş bir ihtiyarcıktı, hoş gençliğinde de böyle olsa gerekti; artık ihtiyarlamıştı, yorgundu, küçücük de olsa her zorlukta bile karşı koymanın gerek olmadığı bir kadercilik görürdü.